Ağustos Ayı

Abone Ol

“Merhaba yeni laptobum, seni alacağım derken hasta oldum yataklara düştüm. Vallahi abartı filan değil. Ne zor şeymiş değişim, diye bir kez daha bana hatırlattı. On sekiz yıldır bir takoz gibi yanımda taşıdığım laptopuma elveda deme vakti geldi. En azından bundan sonraki yazılarımı buradan yazacağım kesin. Gerisini sonra düşünürüz.”
Kim bilir ne zaman yazdığım ve yerini unuttuğum bu pragrafa hiç dokunmadan devam etmek istedi canım.Biraz da mecburiyet aslında.Çünkü Ağustos Ayı için yeni belge oluşturamadım ve tam öğle sıcağında da yardım istemek için sokaklara düşmek istemedi canım.Ha bir başka seçenek daha vardı silip başka bir giriş düşünebilirdim ama onu da yapmak istemedim.Neden?
Gelin birlikte gerekçelendirelim. Öncelikle niyetime kıyamadım. Yeni Dizüstü bilgisayarıma memnuniyetimi bildirmek, eskisine biraz kaba kaçsa da veda etmek güzel bir şey. Onların da enerjisi olduğuna inanıyorum, tıpkı bizim gibi. Kızgınlığım ise eski dizüstü bilgisayarıma yansısa da aslında ona değil; sitemim, yakınmam yeni dizüstü bilgisayarıma yansısa da o da ona değil. Hepsi benimle ilgili, biliyorum. Fakat kabullenemiyorum. Yeniliklere yetişemediğim için yaşadığım engellenmişlik duygusu onlara yansıyor. Halbuki mükemmellik bir illizyon, bunu bile bile nasıl bu kadar kendime karşı acımasız oluyorum anlayamıyorum.
Yenice yeşil pasaportumu yeniledim ve iki kadın arkadaşımla Leros Adası’ na gittim geldim. Fakat orada da bu engellenmişlik duygusu çok yoğundu. Çünkü benim yabancı dilim yok. Daha önce turlarla yurt dışına çıkmışlığım var ama her şey tur şirketi tarafından halledildiği için sıkıntı çekmedim. Yanımdaki iki arkadaşın da kendi dertlerini anlatacak kondisyonları vardı. Fakat ben onlara bağımlı olduğum için, ister istemez yük olduğumu düşündüm. Suçluluk ve utanç derken bir de baktım yine o engellenmişlik duygusu yapıştı yakama. Sağ olsunlar onlar gereken ilgiyi gösterseler de dedim ya, bu duygu benimle ilgili ve dolayısıyla regüle edebilecek olan da benim.
İşte bu üst üste yaşanılan engellenmişlik duygusunu regüle edebilmek için oturdum yazıyorum ben de. Şu an kendimi en yetkin hissettiğim alan bu. Yapay zeka da beni destekliyor ve inşallah yeni yazım da ay sonuna varmadan sizlerle buluşuyor.Ağustos Ayı takvim yaprağında; kübik şekillerle bir kadın ve erkek resmedilmiş.Hemen bana Pikasso’yu anımsattı.Hemen yapay zekaya sordum ve bazı bilgileri sizinle de paylaşıyorum:
“Pikasso’nun resimleri için en çok söylenen özellikler;
*Kübizm:Nesneleri ve insanları parçalayarak aynı anda birden fazla açıdan gösterir.Bu yüzden yüzler, gözler veya bedenler alışılmadık biçimde görünür.
*Duygusal yoğunluk:Özellikle Mavi Dönem’ deki eserlerinde yalnızlık, yoksulluk ve hüzün hissedilir.
*Sürekli yenilik arayışı:Aynı tarzda kalmamış, Mavi Dönem, Pembe Dönem, Kübizm ve daha sonraki deneysel çalışmalarıyla kendini sürekli değiştirmiştir.
*Sembolizm: Boğa, at, güvercin, kadın figürleri gibi birçok simgeyi farklı anlamlarla kullanmıştır.”
Evet, az çok resim hakkında bir ön görü sahibi olduğunuzu düşünüyorum.Birçok kişinin aklına gelen soru benim de aklıma takıldı;
“ Neden bu kadar çok parçalanmış?”
Yanıt sanat tarihçilerden şöyle gelmiş;
“Görmenin ve gerçekliği algılamanın tek bir doğru yolu olmadığını gösterme çabası” olduğunu söylemişler.
Ne güzel tespit!Sonuna kadar katılıyorum.Fakat untuyorum ve bir bakıyorum “ o tek ve mutlak yanıtı” aramaya başlamışım.Yorgun düşünce bazen yanıt böyle bir takvim yaprağından bile gelebiliyor.Şükürler olsun!

{ "vars": { "account": "UA-91479741-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }