Türkiye’nin uzun vadeli kalkınmasının yolu yalnızca ekonomik büyümeden geçmiyor. Kalıcı ve güçlü bir kalkınma için nitelikli eğitim, bilim, liyakat ve fırsat eşitliği temel alınmalıdır.
Bugün Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri, çocuklarımızın ve gençlerimizin nasıl bir eğitim aldığı kadar, aldıkları eğitimin karşılığını hayatlarında bulup bulamadıklarıdır.
Bir ülkenin en büyük zenginliği yer altındaki kaynakları değil, iyi yetişmiş insan gücüdür.
Çocuklarımızın kaliteli eğitime ulaşması, ailesinin gelirine veya yaşadığı şehre bağlı olmamalıdır. Köyde yaşayan bir çocukla büyükşehirde yaşayan çocuğun eğitim fırsatları arasında uçurum olmamalıdır.
Eğitim sistemi; ezberleyen değil düşünen, sorgulayan, araştıran ve üreten bireyler yetiştirmelidir.
Bilimin, teknolojinin, sanatın ve özgür düşüncenin güçlendirildiği bir eğitim sistemi Türkiye’nin ekonomik ve toplumsal geleceğine yapılabilecek en büyük yatırımdır.
Liyakat Yoksa Kalkınma Sürdürülemez!
Eğitim kadar önemli ikinci konu ise liyakattir.
Bir ülkede insanların sahip oldukları görevleri bilgi, yetenek, deneyim ve başarıları sayesinde elde ettiklerine inanması gerekir.
Devlet kurumlarında görev almanın yolu siyasi yakınlıktan, torpilden veya kişisel ilişkilerden değil; ehliyet, liyakat ve kamu yararından geçmelidir.
Çünkü liyakatin olmadığı yerde yalnızca bir kişi haksızlığa uğramaz. Kurumların kalitesi düşer, verimlilik azalır, vatandaşın devlete güveni zedelenir.
Bir mühendis mühendisliğiyle, bir öğretmen bilgisiyle, bir doktor uzmanlığıyla, bir kamu görevlisi ise yetkinliğiyle görev yapmalıdır.
Doğru insanı doğru görevle buluşturmak, devlet yönetiminin temel şartıdır.
Devletin görevi; çocuğun doğduğu ailenin ekonomik durumunun onun geleceğini belirlemesini engellemektir.
Ücretsiz ve nitelikli kamusal eğitim güçlendirilmeli, öğretmenlerin çalışma koşulları iyileştirilmeli, öğrencilerin barınma ve beslenme sorunları çözülmeli ve eğitimin her aşamasında fırsat eşitliği sağlanmalıdır.
Üniversiteler bilimsel ve akademik özgürlüğün merkezleri olmalı; gençlerin gelecekleri siyasi tercihlere değil bilgi, emek ve başarıya bağlı olmalıdır.
Kamuda ise liyakat esas alınmalı, mülakat sistemleri adil ve şeffaf hale getirilmeli, aynı işi yapan insanların siyasi görüşleri veya kişisel ilişkileri nedeniyle farklı muamele görmesinin önüne geçilmelidir.
Kalkınma Sadece Bina Yapmak Değildir.
Bir ülkenin kalkınması yalnızca yollar, köprüler ve binalarla ölçülemez.
Gerçek kalkınma;
bilim üreten üniversiteler, teknoloji geliştiren gençler, nitelikli iş gücü, güçlü kurumlar ve adil bir kamu yönetimi ile mümkündür.
Türkiye’nin geleceği için bugün eğitime yaptığımız yatırım, yarının ekonomisini ve toplumunu şekillendirecektir.
Bu nedenle eğitim politikaları günü kurtaran anlayışlarla değil, en az bir neslin geleceğini düşünerek hazırlanmalıdır.
Çocuklarımızın geleceği siyasi tartışmaların konusu değil, Türkiye’nin ortak meselesidir.
Geleceğin Türkiye’si
Türkiye’nin güçlü ve bağımsız bir ülke olabilmesi için gençlerimizin dünyayla yarışabilecek bilgi ve becerilere sahip olması gerekiyor.
Bunun için;
-Nitelikli ve ücretsiz kamusal eğitim güçlendirilmeli,
-Bilimsel ve eleştirel düşünce desteklenmeli,
-Öğretmenlik mesleğinin itibarı ve çalışma koşulları yükseltilmeli,
-Mesleki eğitim üretimle bütünleştirilmeli,
-Üniversitelerde bilimsel özgürlük korunmalı,
-Kamuda liyakat ve şeffaflık esas alınmalı,
-İşe alımlarda torpil ve kayırmacılığın önüne geçilmeli,
-Gençlerin eğitimden istihdama geçişi kolaylaştırılmalıdır.
Çünkü eğitimde fırsat eşitliği ve kamuda liyakat olmadan toplumsal adaleti sağlamak mümkün değildir.
Türkiye’nin geleceğini değiştirmek istiyorsak, önce çocuklarımızın eğitimini ve gençlerimizin geleceğini değiştirmeliyiz.
Daha güçlü bir Türkiye için daha nitelikli eğitim, daha adil bir düzen ve daha liyakatli bir devlet anlayışı şarttır.
Çocuklarımızın geleceği torpile değil, bilgiye ve emeğe bağlı olmalıdır.
Çünkü Türkiye’nin gerçek gücü, yetişmiş insanıdır.
Önemli Not: resim #Besni ilçemizin Eğitim Bayramından. Eğitim bayramını kutlayarak bir ilke imza atan ilçemizi kutluyorum.