Satırları yazmaya başlarken neyi düşündüm biliyor musunuz?
İnsan önce kendisiyle barışık olmalı.
Kendi içindeki seslerle, eksikleriyle, geçmişiyle, korkularıyla… Kendini olduğu haliyle kabul edebilmeli. Çünkü insanın kendi içinde büyüttüğü kavga, zamanla dünyaya da yansıyor.
Sonra doğayla barışık olmalı.
Toprağın, suyun, ağacın, havanın ve gökyüzünün bize ait olmadığını; bizim de bu büyük yaşamın yalnızca bir parçası olduğumuzu hatırlamalı. Doğayla kurduğumuz ilişki, aslında hayata ne kadar saygı duyduğumuzu gösteriyor.
İnsanla barışık olmalı.
Farklı olana tahammül edebilmeli, anlamadığına düşmanlık etmek yerine anlamaya çalışmalı. Aynı düşünmediğimiz, aynı yaşamı sürmediğimiz insanlar için de dünyada bir yer olduğunu kabul edebilmeli.
Belki de dünya barışı, sandığımız kadar uzak bir mesele değildir.
Bir insanın kendisiyle barışmasıyla,
bir kalbin kırgınlığını bırakmasıyla,
bir elin uzanmasıyla,
bir ağacın korunmasıyla,
bir canlının yaşam hakkına saygı duyulmasıyla başlar.
Çünkü barış, yalnızca silahların susması değil; kalplerin, zihinlerin ve vicdanların da suskunluktan çıkıp birbirini duymasıdır.
Daha barışık bir insan,
daha barışık bir toplum,
daha barışık bir dünya dileğiyle…
#1EylülDünyaBarışGünü kutlu olsun.